| "MİKRO EVRİM-MAKRO EVRİM" KAVRAMLARI
Theodosius Dobzhhansky |
Görüldüğü gibi, Darwin'in "türlerin kökeni"nin açıklaması sandığı
varyasyonların gerçekte böyle bir anlam taşımadıkları, genetik biliminin
bulgularıyla anlaşıldı.
Bu nedenle evrimci biyologlar, tür içindeki çeşitlenme ile yeni
tür oluşumunu birbirinden ayırmak ve bunlar hakkında iki ayrı kavram
öne sürmek durumunda kaldılar. Tür içindeki çeşitlenmeye, yani varyasyona,
"mikro evrim" adını verdiler. Yeni türlerin oluşması varsayımı ise
"makro evrim" olarak adlandırıldı.
Makro evrim kavramı ilk olarak 1927 yılında,
Rus Biyolog Jurii Filipchenko tarafından kullanıldı.184
Mikro evrimin makro evrime delil olarak kullanılabileceği görüşü
ise, 1930'lu yıllarda, Filipchenko'nun öğrencisi olan Theodosius
Dobzhansky tarafından ortaya atıldı. Dobzhansky Darwinizm'in temel
kitaplarından biri olan Genetik ve Türlerin Kökeni'nde, mikro evrim
ile makro evrimin mekanizmalarının aynı olduğunu öne sürdü.185
Daha sonra bu görüş evrimci çevrelerde yaygın olarak kabul gördü
ve günümüze kadar geldi. O yıllarda Berkeley Üniversitesi'nden genetikçi
Richard Goldschmidt ise, bu görüşün yanlışlığını şöyle ifade etti:
"Mikro evrimin olguları makro evrimi anlamak için yeterli değildir."186
Varyasyonlar, günlük hayatta sık
sık örneklerini gördüğümüz biyolojik bir olgudur. Tüm varyasyon
örnekleri belirli genetik sınırlar içinde gerçekleşen ve
evrimle ilgisi olmayan dalgalanmalardır. |
Bu iki kavram uzunca bir zamandır biyoloji kitaplarında yer alır.
Ancak gerçekte burada yanıltıcı bir üslup kullanılmaktadır. Evrimci
biyologların mikro evrim adını verdikleri varyasyon örneklerinin
aslında hiçbir şekilde evrim teorisiyle ilişkisi yoktur. Çünkü evrim
teorisi, canlıların mutasyon ve doğal seleksiyon mekanizmalarıyla
yeni genetik bilgiler kazanıp geliştiklerini öne sürer. Oysa varyasyonlar
daha önce belirttiğimiz gibi hiçbir zaman yeni bir genetik bilgi
oluşturmaz ve dolayısıyla bir "evrim" sağlamazlar. Varyasyonlara
mikro evrim adı verilmesi, evrimci biyologların ideolojik bir tercihidir.
Darwinistlerin kasıtlı olarak mikro evrim şeklinde adlandırdıkları
varyasyonlar, günlük hayatta sık sık örneklerini gördüğümüz biyolojik
bir olgudur. Karşılaştığınız kedi, köpek, elma, domates, bitki ve
hayvan varyasyonlarını gözünüzün önüne getirin. Makro evrim ise,
bir dinozorun bir kuşa, bir ayının bir balinaya dönüşmesi gibi değişimlerdir.
Yani makro evrim iddialarının, kurbağaların prenslere dönüştüğünü
anlatan çocuk masallarından hiçbir farkı yoktur.
Evrimci biyologların mikro evrim kavramını kullanarak verdikleri
izlenim, varyasyonların uzun zaman içinde yepyeni canlı sınıflamaları
oluşturabileceği yönündeki yanlış bir mantıktır. Nitekim konu hakkında
derinlemesine bilgi sahibi olmayan pek çok kişi "mikro evrim uzun
zamana yayıldığında makro evrim oluşturur" gibi yüzeysel bir düşünceye
kapılmaktadır. Bu düşüncenin örneklerini sık sık görmek mümkündür.
Bazı "amatör" evrimciler, "insanların boy ortalaması bir yüzyıl
içinde bile iki cm. artmış, demek ki milyonlarca yıl içinde her
türlü evrim gerçekleşebilir" gibi mantıklar öne sürerler. Oysa daha
önce de belirtildiği gibi, boy ortalaması değişimi gibi varyasyonların
hepsi, belirli genetik sınırlar içinde gerçekleşen ve evrimle ilgisi
olmayan dalgalanmalardır.
Nitekim, mikro evrim adını verdikleri varyasyonların yeni canlı
sınıflamaları oluşturamadığını, yani makro evrim sağlamadığını günümüzde
evrimci otoriteler de kabul etmektedir. Evrimci biyologlar, Scott
Gilbert, John Opitz ve Rudolf Raff, Developmental Biology dergisinde
yayınlanan 1996 tarihli makalelerinde bu konuyu şöyle açıklarlar:
Darwinistlerin makro evrim iddialarının,
kurbağaların prenslere dönüştüğünü anlatan çocuk masallarından
hiçbir farkı yoktur. |
"Modern sentez (neo-Darwinist
teori) önemli bir başarıdır. Ancak, 1970'lerden başlayarak, çok
sayıda biyolog bunun açıklayıcı gücünü sorgulamaya başlamıştır.
Genetik bilimi, mikro evrimi açıklamak için yeterli bir araç olabilir,
ama genetik bilgi üzerindeki mikro evrimsel değişiklikler, bir sürüngeni
bir memeliye çevirebilecek ya da bir balığı amfibiyene dönüştürecek
türden değildir. Mikro evrim, sadece uygunların hayatta kalması
kavramına yardımcı olabilir, uygunların oluşumunu açıklayamaz. (Open
Üniversitesi Biyoloji Profesörü Brian Goodwin) Goodwin'in 1995'te
belirttiği gibi 187,
"türlerin kökeni, yani Darwin'in problemi, çözümsüz kalmaya devam
etmektedir."" 188
Mikro evrim adı verilen varyasyonların makro evrim iddiasına, yani
türlerin kökenine hiçbir açıklama getiremediği, başka evrimci biyologlar
tarafından da kabul edilmiştir. Ünlü evrimci Paleontolog Roger Lewin,
Kasım 1980'de Chicago Doğa Tarihi Müzesi'nde 150 evrimcinin katıldığı,
dört gün süren ünlü sempozyumda bu konuda varılan sonucu şöyle anlatır:
"Darwin'in (varyasyonlardan yola çıkarak) yaptığı
mantık yürütmeler haklı mıydı? Evrimsel biyolojinin tarihindeki
son 40 yılın en önemli konferanslardan birine katılan bilim adamlarının
ortaya koydukları yargıya göre, bu sorunun cevabı "hayır"dır. Chicago
konferansındaki temel mesele, mikro evrimi sağlayan mekanizmaların,
makro evrim adını verdiğimiz fenomeni açıklamak için de kullanılıp
kullanılamayacağı olmuştur... Cevap açıklıkla verilebilir: Hayır."
189
Evrimci biyologlar Fagerstrom, Schuster ve Szathmary
de 1996 yılında Science dergisinde yayınlanan bir makalede aynı
gerçeği şöyle belirtirler:
"Evrimdeki büyük geçişler -örneğin, bir kaçını belirtmek gerekirse,
yaşamın kökeni, ökaryot hücrelerin ortaya çıkışı, insanın konuşma
kapasitesinin kökeni gibi geçişler- birer "dengeden uzaklaşma" hali
olamazlar. Bunlar, mikro evrimin kurulu modelleri tarafından da
tatmin edici şekilde tarif edilemezler." 190
Kısacası, mikro evrim ile makro evrim birbirinden
tamamen farklı kavramlardır. Birincisi biyolojik bir olgu, ikincisi
ise bilim dışı bir dogmadır. Buna rağmen, günümüzde söz konusu iki
kavramın mekanizmalarını bir tutan ve mikro evrimsel değişimlerin
uzun bir zaman diliminde makro evrimsel dönüşümlere neden olacağına
inanan birçok evrimci vardır.191
Bazı bilim adamları ise böyle
bir iddianın, bilimsel bulgular ve fosil kayıtlarının ortaya koyduğu
gerçekler ile taban tabana zıt olduğunun farkındadırlar. Örneğin,
Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden Douglas Erwin, Evrim ve Gelişim
dergisinde yer alan 2000 yılına ait bir makalesinde bunun üzerinde
durmuştur.192
Amerikalı biyologlar Douglas Erwin ve James Valentine'e göre, yeni
bedensel tasarımların kökenini açıklamak için mikro evrimsel mekanizmaları
kullanmak, eldeki delillerle uyuşmayan bir yöntemdir.193
Gerçek şu ki, makro evrim hiçbir zaman gözlemlenmemiştir;
bunun nasıl gerçekleştiğine dair akla, mantığa ve bilime uygun hiçbir
açıklama yoktur. Mikrobiyoloji Profesörü Carl Woese konuya ilişkin
görüşünü, "makro evrim terimi anlayışımızı ifade etmekten çok bilgisizliğimizi
gizlemeye yarıyor" şeklinde dile getirir.194
Evrimciler tarafından Darwinizm'in somut ve gözlemlenmiş örnekleri
olarak tanıtılan, her fırsatta evrim teorisinin temel delilleri
olarak sunulan konuları düşünün. Hemen aklınıza Galapagos ispinozları,
Sanayi Devrimi kelebekleri, antibiyotiklere dirençli bakteriler
ve DDT'ye karşı bağışıklı böcekler gelecektir. Bunların evrim deliliymiş
gibi kullanılması ise kesinlikle bir aldatmacadır. Çünkü söz konusu
vakalar evrime delil oluşturmayan varyasyon (veya bir başka ifadeyle
"mikro evrim") örnekleridir. (Elinizdeki kitabın ilerleyen sayfalarında
Galapagos ispinozları ve Sanayi Devrimi kelebekleri detaylı olarak
incelenmekte ve bu canlıların evrim teorisine delil olacak hiçbir
yönlerinin olmadığı anlatılmaktadır. Diğer iki konu için bkz. Harun
Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni, Vural Yayıncılık, İstanbul, 2000,
s. 223-226.)
Türleşme Aldatmacası
Evrimciler milyarlarca yıl önce cansız maddelerden ilk tek hücreli
organizmanın meydana geldiğini, bundan da zamanla milyonlarca canlı
türünün yani yeryüzündeki muazzam canlı çeşitliliğinin ortaya çıktığını
öne sürerler. Dikkat edin, Darwinist iddiaya göre, doğal süreçlerin
ve tesadüflerin etkisiyle tek bir türden milyonlarca tür oluşmuştur.
Akıl ve bilim dışı bu iddiadan anlaşıldığı gibi, tür oluşumu yani
türleşme kavramı evrim teorisinin temelini oluşturur. Burada dikkat
çekici bir nokta vardır: Açıktır ki sağlam delillere, gözlemlere
ve bilimsel araştırmalara dayanmayan bir iddianın hiçbir değeri
yoktur. Darwinizm'in bir türün milyonlarca türe dönüşmesi iddiası
da çok büyük bir iddiadır ve sayısız bilimsel delil ve bulguya muhtaçtır.
Gerçekte ise evrimcilerin türleşme iddiasının bilimsel anlamda tek
bir delili bile yoktur. Darwin'den bu yana tüm evrimcilerin yaptığı,
bir kavram kargaşası meydana getirmek ve varyasyonları türleşmeye
delil olarak kullanmaktır.
Öncelikle tür kavramını ele alalım. Bu kavramı
incelemek, evrimci aldatmacayı daha iyi anlamaya yardımcı olacaktır.
Biyolojinin farklı alanlarından çeşitli uzmanların öne sürdükleri
pek çok tür tanımı vardır. Indiana Üniversitesi'nden Troy Wood ve
Loren Rieseberg'in deyişiyle, evrimci biyologlarca sayılamayacak
kadar çok tür tarifi önerilmiştir.195
Biyolog John Endler ise, bu durumun yol açtığı
karışıklığı şöyle anlatır:
"Türler, organik çeşitliliği tanımlamak için oluşturulmuş araçlardır.
Değişik amaçlar için yapılmış çeşitli keskiler olduğu gibi, farklı
amaçlara en uygun farklı tür kavramları vardır... Değişik organizma
grupları üzerinde çalışan farklı insanların "tür" ile farklı şeyleri
ifade etmek istemeleri yüzünden sık sık karışıklık ve anlaşmazlık
meydana gelmektedir." 196
Günlük hayatta sanki tek bir tür
gibi söz ettiğimiz canlı tiplerinin aslında çok fazla türleri
vardır. Örneğin örümceklerin yaklaşık 34 bin türü tanımlanmıştır. |
Darwinizm'in Türkiye'deki önde gelen sözcülerinden
Ali Demirsoy da, söz konusu gerçek hakkında şunları dile getirir:
"Hayvanların ve bitkilerin sınıflandırılmasında temel birim olarak
alınan türün, diğer türlerle ayrılımı hangi sınırlarda olmalıdır
sorusu, yani 'Tür Tanımı', biyolojinin en zor yanıtlanabilen sorularından
biridir. Hayvan ve bitki gruplarının tümü için geçerli olabilecek
bir tür tanımı vermek, bugünkü bilgilerimizle olanaksız görülmektedir."
197
"Tür" dendiğinde insanların aklına çoğu zaman
köpek, at, örümcek, yunus, buğday, elma gibi "canlı tipleri" gelir.
Evrim teorisinin "türlerin kökeni" iddiası ise, insanlara bu canlı
tiplerinin kökenini çağrıştırır. Oysa biyologlar tür kavramını biraz
daha farklı tanımlarlar. Çağdaş biyolojiye göre en genel anlamıyla
bir canlı türü, kendi içinde çiftleşen ve çoğalabilen bireylerden
oluşan bir popülasyondur. Bu tanım, günlük hayatta sanki tek bir
tür gibi söz ettiğimiz canlı tiplerini çok daha fazla türlere ayırır.
Örneğin örümceklerin yaklaşık 34 bin türü tanımlanmıştır.198
Evrimin türleşme aldatmacasını
anlamak içinse, önce "coğrafi izolasyon"u belirtmek gerekir: Bir
canlı türü içinde, genetik varyasyondan kaynaklanan farklılıklar
vardır. Eğer bu türe ait canlıların arasına dağ, nehir gibi coğrafi
bir engel girerse, yani birbirlerinden "izole" olurlarsa, o zaman
birbirinden kopmuş olan bu iki grubun içinde büyük olasılıkla farklı
varyasyonlar ağır basmaya başlar.199
Diyelim ki, bir grupta, daha koyu renkli ve uzun tüylü olan A varyasyonu
ağırlık kazanır, diğerinde ise daha kısa tüylü ve açık renkli olan
B varyasyonu baskın çıkar. Bu popülasyonlar ne kadar ayrı kalırlarsa,
A ve B karakterleri de o kadar keskinleşir.200
Aynı türe ait olmalarına rağmen, aralarında belirgin morfolojik
farklar bulunan bu gibi varyasyonlara "alt tür" adı verilir.
Türleşme iddiası buradan sonra devreye girer. Bazen, coğrafi izolasyon
yoluyla birbirlerinden kopmuş olan A ve B varyasyonları, bir şekilde
yeniden biraraya getirildiklerinde, birbirleri ile çiftleşmezler.
Çiftleşmedikleri için de, modern biyolojinin "tür" tanımlamasına
göre, "alt tür" olmaktan çıkıp, "ayrı türler" haline gelmiş olurlar.
Buna "türleşme" (speciation) adı verilir.
Evrimciler ise, bu kavramı alıp hemen şu çıkarımı yaparlar: "Bakın
doğada türleşme var, yani yeni canlı türleri doğal mekanizmalarla
oluşuyor, demek ki tüm türler bu şekilde oluşmuş". Oysa bu çıkarımda
çok büyük bir aldatmaca gizlidir.
Şimdi söz konusu aldatmacanın iki önemli noktasına dikkat çekelim:
1) Birbirlerinden izole olan A ve B varyasyonları, bir araya geldiklerinde
çiftleşmiyor olabilirler. Ama bu olgu çoğu zaman "çiftleşme davranışı"ndan
kaynaklanır. Yani A ve B varyasyonuna ait bireyler, diğer varyasyon
kendilerine yabancı göründüğü için, onu "kendilerine yakın bulmadıkları"
için çiftleşmezler. Ancak çiftleşmelerini engelleyecek bir genetik
uyumsuzluk yoktur. Dolayısıyla aslında genetik bilgi açısından hala
aynı türe aittirler. (Nitekim bu nedenle "tür" kavramı biyolojide
tartışma konusu olmaya devam etmektedir.)
2) Asıl önemli nokta ise, söz konusu "türleşme"nin, bir genetik
bilgi artışı değil, aksine genetik bilgi kaybı anlamına gelmesidir.
Ayrışmanın nedeni, varyasyonlardan birinin veya her ikisinin yeni
bir genetik bilgi edinmiş olmaları değildir. Böyle bir genetik bilgi
eklenmesi yoktur. Örneğin iki varyasyondan herhangi biri yeni bir
proteine, yeni bir enzime, yeni organa kavuşmuş değildir. Ortada
bir "gelişme" yoktur. Aksine, daha önceden farklı genetik bilgileri
aynı anda barındıran popülasyon (örneğimize göre, hem uzun hem de
kısa tüy özelliğini, hem koyu hem de açık renk özelliğini barındıran
popülasyon) yerine, şimdi genetik bilgi yönünden daha fakirleşmiş
iki ayrı popülasyon vardır.
Dolayısıyla söz konusu "türleşme"nin evrim teorisini destekler
hiçbir yönü yoktur. Çünkü evrim teorisi, canlı türlerinin hepsinin
basitten komplekse doğru rastlantılar yoluyla türediği iddiasındadır.
Dolayısıyla bu teorinin dikkate alınabilmesi için, ortaya "genetik
bilgiyi artırıcı mekanizmalar" koyabilmesi gerekir. Gözü, kulağı,
kalbi, akciğeri, kanatları, ayakları veya diğer organ ve sistemleri
olmayan canlıların, nasıl bunları kazandıklarını, bu organ ve sistemleri
tanımlayan genetik bilginin nereden geldiğini açıklayabilmesi gerekir.
Zaten var olan bir canlı türünün genetik bilgi kaybına uğrayarak
ikiye bölünmesi, kuşkusuz bununla hiçbir ilgisi olmayan bir olgudur.
Bu ilgisizlik aslında evrimciler tarafından da kabul edilir. Bu
nedenle evrimciler, bir türün kendi içindeki varyasyonlarını ve
"ikiye bölünerek türleşme" örneklerini (önceki bölümde anlattığımız
gibi) "mikro evrim" olarak tanımlarlar. Mikro evrim, zaten var olan
bir türün içindeki çeşitlenmeler anlamında kullanılmaktadır. Ancak
bu tanımda "evrim" ifadesinin geçirilmesi bütünüyle maksatlı olarak
yapılmış bir aldatmacadır. Çünkü mikro bile olsa ortada evrim gibi
bir süreç yoktur. Durum, o türün gen havuzunda var olan genetik
bilginin farklı bireylerdeki dağılımından, değişik kombinasyonlarından
ibarettir.
Oysa cevaplanması istenen sorular şunlardır: Canlı tipleri ilk
başta nasıl oluşmuştur? Monera, protista, mantarlar, bitkiler ve
hayvanlar alemleri yeryüzünde nasıl ortaya çıkmıştır? Türlerin daha
üst kategorileri olan filumlar, sınıflar, takımlar, aileler (örneğin
memeliler, kuşlar, omurgalılar, yumuşakçalar gibi temel kategoriler)
ilk başta nasıl meydana gelmiştir? Evrimcilerin asıl açıklamaları
gereken konular işte bunlardır.
Önceki bölümde belirttiğimiz gibi, evrimciler bu konulara "makro
evrim" derler. Aslında evrim teorisi derken kastedilen ve tartışılan
kavram da makro evrimdir. Çünkü mikro evrim denen genetik çeşitlenmeler,
gözlemlenen ve herkes tarafından kabul edilen biyolojik bir olgudur
ve yukarıda da belirttiğimiz gibi bu olayın -evrimciler her ne kadar
tanımın içine "evrim" ifadesini yerleştirmişlerse de- evrimle hiçbir
ilgisi yoktur. Makro evrim iddiasının ise ne gözlemsel biyoloji
ne de fosil kayıtları açısından hiçbir kanıtı bulunmamaktadır.
İşte burada çok önemli bir "püf nokta" vardır. Konu hakkında yeterli
bilgisi olmayanlar, "mikro evrim kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleştiğine
göre, on milyonlarca yıl içinde de makro evrim gerçekleşir" gibi
bir yanılgıya kapılırlar. Bazı evrimciler de aynı yanılgıya düşer
veya bu yanılgıyı kullanarak insanları evrim teorisine inandırmaya
çalışırlar. Charles Darwin'in Türlerin Kökeni'nde öne sürdüğü tüm
sözde "evrim delilleri" bu şekildedir. Ondan sonra gelen evrimcilerin
öne sürdüğü örnekler de bu şekildedir. Tüm bu örneklerde evrimcilerin
"mikro evrim" diye tanımladıkları genetik çeşitlenmenin, yine "makro
evrim" diye tanımladıkları teorinin delili olarak kullanılması söz
konusudur.
Bu yanılgının mantığını anlatmak için örnek verelim. Eğer birisi
size şöyle bir mantık kurarsa, ne düşünürsünüz:
"Bir tabancadan havaya doğru sıkılan kurşun, saatte 400 kilometre
hızla ilerler. Dolayısıyla bir kaç hafta içinde atmosferden çıkıp
Ay'a varacak, ilerleyen aylarda ise Mars gezegeninin yüzeyine ulaşacaktır".
Eğer birisi size böyle bir iddiada bulunursa, bunun çok basit bir
aldatmaca olduğunu anlarsınız. İddiayı öne süren kişi, sadece çok
dar bir gözlemi (kurşunun tabancadan çıkış hızını) dile getirmekte,
buna karşılık kurşunun ilerlemesini sınırlandıran yerçekimi ve havanın
sürtünmesi gibi iki temel gerçeği kasten gizlemektedir. İşte evrimciler
de tüm "mikro evrimden makro evrime delil çıkarma" girişimlerinde
aynı yöntemi kullanırlar.
Tüm bu mikro evrim-makro evrim tartışmasının ve evrimci "türleşme"
hikayelerinin özet sonucu ise şudur: Canlılar, yeryüzünde birbirinden
farklı yapılara sahip "tipler" olarak ortaya çıkmışlardır. (Fosil
kayıtları bunu kanıtlamaktadır.) Bu tiplerin içinde, genetik havuzlarının
zenginliği sayesinde farklı varyasyonlar ve alt türler oluşabilmektedir.
Örneğin "tavşan" tipinin kendi içinde, beyaz tüylü, gri tüylü, uzun
kulaklı, daha kısa kulaklı gibi çeşitlenmeleri olmakta ve bu farklı
çeşitlenmeler, kendilerine hangi doğal şartlar uygunsa dünyaya o
şekilde yayılmaktadırlar. Ama tipler hiçbir zaman birbirlerine dönüşmemektedir.
Bunu yapabilecek, yeni tipler tasarlayabilecek, bunlar için yeni
organlar, sistemler, vücut planları oluşturacak bir doğal mekanizma
yoktur. Her tip, kendi özgün yapısıyla yaratılmıştır ve Allah her
tipi zengin bir varyasyon potansiyeli ile var ettiği için, her tip
kendi içinde zengin ama sınırlı bir çeşitlenme ortaya çıkarmaktadır.
Evrimcilerin Türleşme Üzerine İtirafları
Tavşan tipinin kendi içinde, beyaz
tüylü, gri tüylü, uzun kulaklı, daha kısa kulaklı gibi çeşitlenmeleri
olmakta ve bu farklı çeşitlenmeler, kendilerine hangi doğal
şartlar uygunsa dünyaya o şekilde yayılmaktadırlar. Ama
tipler hiçbir zaman birbirlerine dönüşmemektedir. |
Konu hakkında sadece yüzeysel bir bilgiye sahip
olan "amatör" evrimciler hariç, evrimcilerin hemen hemen tamamı
kendileri açısından asıl sorunun çok iyi farkındadırlar: Yeryüzündeki
canlı tiplerinin, türlerin ve tür zenginliğinin kökenini açıklamak.
Neo-Darwinizm'in mimarlarından Theodosius Dobzhansky'nin Genetik
ve Türlerin Kökeni adlı kitabının önsözünde yazdığı gibi, evrim
açısından başlıca sorun, hayatın çeşitliliğini açıklamaktır.201
Charles Darwin ve takipçilerinin asıl aydınlatması
gereken konu işte budur. Darwin Türlerin Kökeni adlı kitabında,
konuya ilişkin tek bir somut delil sunamamış, sadece spekülasyon
yapmıştır. Charles Darwin, oğlu Francis Darwin tarafından yayımlanan
Charles Darwin'in Hayatı ve Mektupları adlı kitapta yer alan bir
mektubunda, bu gerçeği şöyle itiraf etmiştir:
"Bir türün diğerine değişimine ilişkin hiçbir kayıt yoktur... Tek
bir türün değiştiğini kanıtlayamayız." 202
Darwin zaman içinde ve bilimsel araştırmaların ilerlemesiyle, söz
konusu sorunun yanıtlarının bulunacağını, tür oluşumunun delillendirileceğini
umuyordu. Ama aksine, bilimsel bulgular her defasında Darwin'i yalanladı.
Aradan geçen yaklaşık 150 yılda evrimcilerin tüm çabalarına rağmen,
evrimsel mekanizmalarla türleşme, delil ve dayanaktan yoksun bir
iddia olarak kaldı.
Burada bazı evrimcilerin konuya ilişkin samimi itiraflarına yer
verilecektir.
Dikkat çekicidir ki, türleşme,
evrim teorisinin bel kemiği olmasına karşın büyük ölçüde karanlık
bir kavramdır. (Daha doğrusu, evrimciler çarpıttıkları mikro evrim
ve varyasyon örnekleri dışında bir bilgiye sahip değildirler.) Örneğin,
Indiana Üniversitesi biyologları Troy Wood ve Loren Rieseberg 1999
tarihli makalelerinde, tür oluşumunu sağlayan biyolojik mekanizmalar
hakkında çok az şey bilindiğini açıklar.203
Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden Profesör Gareth Nelson ise, aynı
konuyu şu ifadelerle anlatır: "Tür problemi yıllardır devam etmekte
ve türleşme her zaman olduğu gibi bir kara kutu olarak kalmaktadır."
204
Cornell Üniversitesi Profesörü Richard Harrison,
2001 yılında Nature dergisinde yayınlanan bir makalesinde, konuya
ilişkin son durumu şöyle dile getirmiştir:
"Doğal topluluklar çok büyük bir tür çeşitliliğini barındırır...
Peki ya çeşitliliğin kökeni? Türleşme işlemi evrimsel biyolojinin
merkezi olmasına rağmen, yeni türlerin nasıl ortaya çıktığına ilişkin
çok az şey yazıldı." 205
Aslında bu konuda "çok az şey yazılması" şaşırtıcı değildir. Zira
bilimsel bulgular, bir türden başka bir türe dönüşümün mümkün olmadığını,
değişimin sadece tür içinde ve belirli sınırlar dahilinde gerçekleştiğini
ortaya koymuştur. Bugüne kadar evrimsel mekanizmalarla elde edilmiş
hiçbir gözlenebilir türleşme örneği yoktur. Evrimci biyologlar Darren
Irwin, Staffan Bensch ve Trevor Price, 18 Ocak 2001 tarihli Nature
dergisindeki makalelerinde, bunu şöyle itiraf ederler:
"Tek bir türün iki ayrı türe evrimsel açılımı
(tür oluşumu), doğada direkt olarak hiçbir zaman gözlemlenmemiştir."
206
Pittsburgh Üniversitesi Antropoloji Profesörü
Jeffrey Schwartz, 2000 yılında yayınlanan Ani Başlangıçlar: Fosiller,
Genler ve Türlerin Ortaya Çıkışı isimli kitabında, aynı gerçeği
vurgular:
"Bununla birlikte, durum hala şöyledir: Dobzhansky'nin yeni bir
meyve sineği türüne dair iddiası (ki bu da bir varyasyon örneğidir)
hariç tutulursa, herhangi bir mekanizma ile yeni bir türün oluşumu
hiçbir zaman gözlemlenmemiştir." 207
Türleşmeyi kanıtlamak için, yaklaşık
yetmiş yıldır meyve sinekleri yetiştirilmiş, bunlar sürekli
olarak mutasyona uğratılmıştır. Ancak hiçbir evrimsel değişim
yaşanmamış, hiçbir türleşme vakasına rastlanmamış, meyve
sineği yine meyve sineği olarak kalmıştır. |
Bu gerçekler karşısında, bazı evrimciler: "Evrim
yoluyla türleşmeyi gözlemleyemiyoruz, çünkü evrimsel mekanizmalar
ancak çok uzun zaman içinde etkili olur. Bu yüzden türleşme, doğada
veya laboratuvarda gözlemlenemez" gibi bir açıklama öne sürerler.
Ancak bu da hiçbir bilimsel temeli olmayan bir avuntudan başka bir
şey değildir. Çünkü meyve sinekleri ya da bakteriler gibi yaşam
süreleri çok kısa olan ve dolayısıyla tek bir bilim adamının bile
binlerce neslini gözlemleyebildiği canlılarda da hiçbir türleşme
vakası görülmemiştir.208
Bugüne kadar çeşitli mikroorganizma ve hayvan türleri üzerinde yapılan
sayısız deney ve araştırma, evrimcilerin hayallerini yerle bir etmiştir.
Bir evrimci olan, Wired dergisi Editörü ve All Species Vakfı Başkanı
Kevin Kelly bunu şöyle anlatır:
"Yoğun bir gözleme rağmen, kayıtlı tarihte, doğada
hiçbir yeni türün ortaya çıktığına tanık olmadık. Ayrıca, işin en
ilginci, hayvan yetiştiriciliğinde hiçbir yeni hayvan türünün ortaya
çıktığını da görmedik. Türleşmeyi sağlamak için sinek popülasyonlarına
küçük ve büyük baskıların kasten uygulandığı meyve sineği araştırmalarında,
yüz milyonlarca nesilde hiçbir yeni meyve sineği türünün oluşmaması
da buna dahildir... Doğada, yetiştiricilikte ve yapay hayatta, varyasyonun
ortaya çıkışını görürüz. Ancak büyük değişimin yokluğu ile birlikte,
varyasyon limitlerinin dar bir alanda ve çoğu kez türün kendi içinde
sınırlanmış olarak göründüğünü de açıkça fark ederiz." 209
Türleşmeyi kanıtlamak için, yaklaşık
yetmiş yıldır meyve sinekleri yetiştirilmiş, bunlar sürekli olarak
mutasyona uğratılmış; ancak hiçbir evrimsel değişim yaşanmamış,
hiçbir türleşme vakasına rastlanmamış, meyve sineği yine meyve sineği
olarak kalmıştır.210
Aynı şekilde, Escherichia coli bakterisi üzerinde yıllardır yapılan
deney ve araştırmalarda, başka bir bakteri türü veya çok hücreli
bir canlı türü ortaya çıkmamış; Escherichia coli yine Escherichia
coli olarak kalmıştır.211
Kaldı ki evrimcilerin sıkıntısı bunlarla da sınırlı
değildir. Zira fosil kayıtları türleşme kavramını kesinlikle reddetmektedir.212
Fosil kayıtlarında, Darwinizm'e göre yaşamış olması gereken sayısız
"ara tür"e ait hiçbir belirti yoktur. Bu fosillerin ileride bulunabileceğini
düşünen Darwin'in görüşünün yanlış olduğu kesinlikle anlaşılmıştır.
Evrimciler günümüzde "türleşme fosil kayıtlarında görülemeyecek
kadar hızlıdır" şeklinde bir bahane ileri sürmekte; daha doğrusu
böyle bir avuntunun arkasına saklanmaktadırlar.
İngiliz biyologlar Paul Pearson ve Katherine Harcourt-Brown,
türleşmenin fosil kayıtlarında görülmediğini üstü kapalı olarak
şöyle ifade ederler:
"Türleşmeyi, biyolojik anlamda, fosil kayıtlarında
teşhis etmek oldukça güçtür... Fosil kayıtları türleşme işlemlerine
dair anlayışımıza az miktarda katkıda bulunmaktadır." 213
Kısacası, türlerin kökeni, tür oluşumu ve hayatın çeşitliliği gibi
konular, evrim teorisinin iddia ettiği gibi doğal süreçler ve rastlantısal
etkilerle açıklanamaz. Dahası, bilimsel bulgular Darwinizm'in bilim
dışı ve gerçek dışı bir teori olduğunu kanıtlamaktadır. Günümüzde
pek çok bilim adamı bunun bilincindedir. Ancak bilim dünyasından
dışlanmak korkusuyla, az sayıda biyolog görüşlerini açıkça dile
getirmektedir. Bunlardan biri Massachusetts Üniversitesi'nden tanınmış
bir profesör olan Lynn Margulis'tir. Margulis Darwinizm'in konuya
ilişkin iddialarının "tamamen yanlış" olduğunu belirtmektedir. Margulis'in
bu konudaki görüşlerine Kevin Kelly'nin Out of Control: The New
Biology of Machines (Kontrol Dışı: Makinaların Yeni Biyolojisi)
isimli kitabında şöyle yer verilmiştir:
Escherichia coli bakterisi üzerinde
yıllardır yapılan deney ve araştırmalarda, başka bir bakteri
türü veya çok hücreli bir canlı türü ortaya çıkmamış; Escherichia
coli yine Escherichia coli olarak kalmıştır. |
"Açık sözlü Biyolog Lynn Margulis, son hedefi
olan Darwinist evrim dogması hakkında şunları söyledi: "Tamamen
yanlış. Pasteur'den önce bulaşıcı hastalık tedavisinin yanlış olduğu
gibi yanlış. Frenolojinin (Bir kişinin karakter ve zekasının kafatası
yapısından anlaşılacağına dair geçersizliği kanıtlanmış bir teori)
yanlış olduğu gibi yanlış. Her temel ilkesi yanlış." Margulis yeni
türlerin, aşamalı, bağımsız ve tesadüfi varyasyonların kesintisiz
sıralanmasının sonucunda oluştuğuna inanan asırlık Darwinizm teorisinin
çağdaş kurgusunun hatalarını ortaya koymaktadır. Margulis, Darwinist
teori cephesine meydan okurken yalnız değil, ancak bu kadar açık
konuşan az sayıda kişi var." 214
Minnesota Üniversitesi Ekoloji, Evrim ve Davranış
Bölümü Profesörü David Tilman'ın, 11 Mayıs 2000 tarihli Nature dergisinde
yayınlanan şu sözü konuyu çok iyi özetlemektedir: "Dünyadaki muazzam
tür çeşitliliğinin varlığı bir sır olarak kalmaktadır." 215
Sonuç olarak, türlerin kökeni ve çeşitliliği evrimciler için hala
cevapsızdır. Evrimciler eğer bunun cevabını bulmak istiyorlarsa,
Darwinist aldatmaca ve safsatalara inanmaktan vazgeçmek ve şu gerçeği
kabul etmek zorundadırlar: Her canlı tipini zengin bir varyasyon
potansiyeli ile yaratan, sonsuz güç, bilgi ve akıl sahibi olan Allah'tır.
Yaratmak yalnızca Allah'a mahsustur. Bu gerçeği inkar edenlerin,
ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, elde edeceklerinin sadece hüsran
olacağı bir ayette şöyle ifade edilir:
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu
dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun
için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar.
Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar.
İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)

184 Hilary S. Callahan, "Microevolution
and Macroevolution: Introduction", Encyclopedia of Life Sciences,
2001, ğ.els.net.
185 Theodosius Dobzhansky, Genetics and the Origin
of Species, Columbia University Press, New York, 1937.
186 Richard B. Goldschmidt, The Material Basis of
Evolution, New Haven Connecticut: Yale University Press, 1940, s.
8.
187 Brian Goodwin, "Neo-Darwinism has failed as
an evolutionary theory", The Times Higher Education Supplement,
19 Mayıs 1995.
188 Scott Gilbert, John Opitz, Rudolf Raff, "Resynthesizing
Evolutionary and Developmental Biology", Developmental Biology 173,
Article No. 0032, 1996, s. 361.
189 R. Lewin, "Evolutionary Theory Under Fire",
Science, vol. 210, 21 Kasım 1980, s. 883.
190 T. Fagerstrom, P. Jagers, P. Schuster, E. Szathmary,
"Biologists put on mathematical glasses", Science, vol. 274, 20
Aralık 1996, s. 2039-2040.
191 Sean B. Carroll, "The Big Picture", Nature,
Vol. 409, 8 Şubat 2001, s. 669; Paul R. Ehrlich, Human Natures,
Shearwater Books, Washington, D.C., 2000, s. 46.
192 D.H. Erwin, "Macroevolution is more than repeated
rounds of microevolution", Evolution & Development, Vol. 2,
2000, s. 78-84.
193 J.W. Valentine, D.H. Erwin, "Interpreting Great
Developmental Experiments: The Fossil Record", s. 95, R.A. Raff,
E.C. Raff (editors), Development as an Evolutionary Process, Alan
R. Liss, Inc., New York, 1987.
194 C.R. Woese, "Macroevolution in the microscopic
world", C. Patterson (editor), Molecules and Morphology in Evolution,
Cambridge: Cambridge University Press, 1987.
195 Troy E. Wood, Loren H. Rieseberg, "Speciation:
Introduction", Encyclopedia of Life Sciences, 1999, ğ.els.net.
196 J.A. Endler, "Conceptual and Other Problems
in Speciation", s. 625, D. Otte, J.A. Endler (editors), Speciation
and Its Consequences, Sinauer Associates, Sunderland, Massachusetts,
1989.
197 Prof. Dr. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel Kuralları,
Cilt I / Kısım I, 11. baskı, Meteksan Yayınları, Ankara, 1998, s.
624.
198 M. Encarta Encyclopedia 2001 Deluxe Edition
CD, "Spider (arthropod)".
199 Timothy A. Mousseau, Alexander E. Olvido, "Geographical
Variation", Encyclopedia of Life Sciences, 2000, ğ.els.net.
200 Aslında aynı durum insanlarda da yaşanmaktadır.
Yeryüzündeki farklı ırklar, coğrafi izolasyon aracılığıyla farklı
ırk özelliklerine sahip olmuşlardır. Bir grup insanda siyah derililik
özelliği baskın çıkmış, bunlar aynı bölgede yaşadıkları ve kendi
içlerinde çoğaldığı için siyah derili bir ırk meydana gelmiştir.
Çekik gözlü Uzakdoğu ırkları aynı şekildedir. Söz konusu farklı
ırk özellikleri (deri rengi, göz rengi, göz şekli, boy uzunluğu,
saç rengi vs.) ilk insanların genetik bilgilerinde bir arada bulunmasına
karşın, zamanla dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insan popülasyonlarında
bu özelliklerin bazıları baskın çıkmış ve baskın çıkan özelliğe
göre ırklar meydana gelmiştir. Eğer coğrafi izolasyon olmasaydı,
yani dünyadaki tüm ırklar asırlardır birbirleriyle sürekli karışık
evlilikler yapıyor olsalardı, o zaman herkes "melez" olurdu; zenciler,
beyazlar, çekik gözlüler olmaz, insanların tümü bir "ortalama"da
buluşurdu.
201 Niles Eldredge, The Pattern of Evolution, W.H.
Freeman and Company, New York, 2000, s. 61.
202 Francis Darwin, The Life and Letters of Charles
Darwin, Cilt.II, D. Appleton and Company, New York, 1888, s. 210.
203 Troy E. Wood, Loren H. Rieseberg, "Speciation:
Introduction", Encyclopedia of Life Sciences, 1999, ğ.els.net.
204 G. Nelson, "Species and Taxa: Systematics and
Evolution", s. 73-74, D. Otte, J.A. Endler (editors), Speciation
and its Consequences, Sinauer Associates, Sunderland, Massachusetts,
1989.
205 Richard G. Harrison, "Diverse origins of biodiversity",
Nature, vol. 411, 7 Haziran 2001, s. 635-636.
206 D.E. Irwin, S. Bensch, T.D. Price, "Speciation
in a ring", Nature, vol. 409, 18 Ocak 2001, s. 333.
207 Jeffrey H. Schwartz, Sudden Origins: Fossils,
Genes, and the Emergence of Species, John Wiley & Sons, New
York, 2000, s. 300.
208 Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hayatın
Gerçek Kökeni, Vural yayıncılık, İstanbul, 2000, s. 20-32.
209 Kevin Kelly, Out of Control: The New Biology
of Machines, Fourth Estate, London, 1995, s. 475.
210 Gordon R. Taylor, The Great Evolution Mystery,
Harper & Row, New York, 1983, s. 48; Michael Pitman, Adam and
Evolution, River Publishing, London, 1984, s. 70; Jeremy Rifkin,
Algeny, Viking Press, New York, 1983, s. 134.
211 Pierre-Paul Grassé, Evolution of Living Organisms,
Academic Press, New York, 1977, s. 87; L.P. Lester, R.G. Bohlin,
The Natural Limits to Biological Change, second edition, Probe Books,
Dallas, 1989, s. 88.
212 Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hayatın
Gerçek Kökeni, Vural yayıncılık, İstanbul, 2000, s. 49-59.
213 Paul N. Pearson, Katherine G. Harcourt-Brown,
"Speciation and the Fossil Record", Encyclopedia of Life Sciences,
2001, ğ.els.net.
214 Kevin Kelly, Out of Control: The New Biology
of Machines, Fourth Estate, London, 1995, s. 470-471.
215 David Tilman, "Causes, consequences and ethics
of biodiversity", Nature, vol. 405, 11 Mayıs 2000, s. 208. 
|